Köşe yazarları

Sizin olsun ekmeğiniz!


İnsan ülkesini dışarıya şikâyet edebilir mi?
Kılıçdaroğlu’nun şu son Focus röportajında söylediği “Türkiye güvenli bir ülke değil” sözlerinden sonra yaygara birden patladı ama aslında bu çok eski bir hikaye. Ben beni bildim bileli Kenan Evren dâhil herkesten, ‘Güzel ülkemizi yabancılara kötüleyen hainler’ edebiyatının çeşitli örneklerini duymuşumdur. Şu yaşıma geldim, malum üçleme hiç değişmedi: Bir, ‘kusursuz ve güzel’ ülkemiz; iki, onu kıskanan yabancılar; üç, ülkemizi ‘kusurlu’ ve ‘çirkin’ gösteren ispiyoncular… Hiç unutmam, Yılmaz Güney’in Umut filminde faytoncu Cabbar’ın çocuklarının kafasına konan sinekler için bile ‘ülkemizi kötü tanıtmak’ denilmişti. Eh, doğruydu yani,

Çukurova’da sinek mi var?
Ama hakikaten, biraz düşünelim, insan başka bir ülkede konuşurken, kendi yaşadığı topraklarla ilgili neleri söylememeli? Ben pek yurtdışına çıkmadığım için acemiliğimden soruyorum; mesela Berlin’de konuşurken, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yaşanan selden söz etmemiz doğru olur mu? Madrid’de adamın biri Türkiye’deki armut fiyatlarını sorsa aniden, ne yapmalıyız? Bu büyük sırları açıklarsak ‘ispiyoncu’ olur muyuz? Misal, şimdi biz söylemesek, bir İsveçli, Reina katliamını nereden bilecek? Bir İtalyan Türkiye’de 170’ten fazla gazetecinin tutuklu olduğunu tahmin edebilir mi hiç? Kırk yılda bir İpekyolu üzerinden bir baharat kervanı gelecek de, geveze bir derviş şarap içerken ağzından kaçıracak da… Ancak öyle öğrenecekler; yoksa kimin kimden haberi var ki günümüz dünyasında?

Komik değil mi? Komik! Aynı zamanda karışık bir iş… İp üstünde yürümek gibi… Küçük bir yanlışta, küt! Aşağıya, alevlerin kaynaştığı ‘hainler cehennemi’ne düşüyorsunuz!
***
Çok zor, çok! İşin sırrı ‘devlet sırrı’nda çünkü! Devlet sırrı ise, oynak bir kavram… Bütün uyduların poz poz fotoğrafladığı bir tır konvoyunu siz cep telefonuyla görüntülerseniz, hain olursunuz mesela. Ortalık yerde, ‘Şu domatesler biraz tuhaf değil mi’ diye mızıldansanız, ipe çekerler adamı! Düşünsenize, Galatasaray Meydanı’nda ‘Tek yol devrim’ deseniz bir şey olmuyor da, ‘hırsız…’ diye başladığınız anda tepenize çöküyorlar. Niye? Çünkü hırsızlık da bir devlet sırrı!
İyi de, nereye kadar? Ölçüsü ne bu işin? Sen üç kişi bir masaya oturup misal Kamboçya’ya savaş ilan etme planları yaparsan, oraya bizim bakkal Ahmet’in çocuğunu göndermeyecek misin? E, bunu sen bileceksin de bakkal Ahmet neden bilmeyecek? Çocuğun babası o!
***
Bir de ‘ekmek’ meselesi var… Genelde cümle şöyle başlar: ‘Bu memleketin ekmeğini yiyip…’ sanırsın ki biz, cami önünde oturmuşuz da önümüze ekmek atıyorlar! Üç kuruş için bütün gün yük hayvanı gibi çalışıyorsun ve adam sana ‘memleketin ekmeğini yiyorsun’ diyor, bakar mısın? Memleket kimin ekmeğini yiyor peki? Sanki ben, sen, Çukurova’daki ırgat, Gebze’deki lastik işçisi, maaşımızı beleşten alıyoruz da önüne gelen soytarı karşımıza çıkıp ‘ekmek’ten söz ediyor; karneyle ekmek mi veriyon la bize? Bütün gün çalışmışım, paramı almışım, akşamüstü fırıncıya diyorum ki, ‘ver şuradan iki ekmek!’ Bunun seninle ne ilgisi var? Arjantin vatandaşı olsam, yine çalışıp yine ekmeğimi alacağım fırından; sen kimsin birader?
Üstelik daha da komiği şu; istihbarat görevlileri, polisler, müsteşarlar, havuz bülbülleri bilmemkimler… Bunlar hangi fırında çalışıyor Allah aşkına? Ellerinin barutuyla ne zaman hamura el sürmüşler? Bu gece MİT feshedilse mesela, yarın bakkallarda nasıl bir sıkıntı olur? Emniyet Müdürlükleri boşaltılsa birden, millet açlıktan mı ölür?
***
Bir de bunun ekonomi versiyonu vardır, o da pek güzeldir… ‘Şu kadar insana ekmek kapısı açmak’ diye başlar o cümleler de. O kadar kişi çalışmasa tek bir kapı açılmaz oysa! Hatta kapının kendisi, hatta kapının menteşesi, hatta vidası bile olmaz, kimse oralara bakmıyor bile. Bir ekmektir tutturmuş gidiyorlar!
***
İyi! Hadi bakalım, tamam! Ekmek değil mi? Yemiyorlar işte! Sincan Cezaevi’nde iki çocuk 157 gündür yemiyor sizin ekmeğinizi. 157 gündür siz tıkınıyorsunuz, onlar aç!
***
Memleketin ekmeği, öyle mi? Alın, sizin olsun!
Biz büyük, kocaman bir ekmeğin peşindeyiz; herkese yetecek sıcak bir ekmeğin…
O gün gelene kadar, siz vatanseversiniz anladık, biz de hain!
Yapacak bir şey yok!
Çalışıp kazandığımız üç dilim ekmek de sizin olsun; alın çocuklarımızın kanına doğrayın!