Hak İhlalleri

KESK-DİSK-TTB-TMMOB: Gülmen ve Özakça’yı bırakın


157 gündür işlerine dönmek için açlık grevinde olan Gülmen ve Özakça için emek örgütleri basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan TTB Merkez Konsey Başkanı Raşit Tükel, açlık grevinin bir hastalık olmadığını ve emekçilerin bir an önce tahliye edilmeleri gerektiğini söyledi

AKP’nin KHK hukuksuzluğa karşı işlerine dönmek için 157 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için destek eylemleri sürüyor. Yüksel Caddesi’den direniş sürerken İstanbul’da ise emek örgütleri basın toplantısı düzenleyerek bir an önce serbest bırakılmalarını istediler.

Demokrasi yerine OHAL

KESK, DİSK, TTB veTMMOB tarafından Gülmen ve Özakça’nın durumuna dikkat amacıyla İstanbul Tabip Odası’nda (İTO) basın toplantısı düzenledi. Emek örgütleri adına açıklamayı yapan TTB Merkez Konsey Başkanı Raşit Tükel, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AKP’nin darbeyle mücadele etmek için Türkiye’nin daha demokratik, laik bir ülke olması yolunda adımlar atması yerine 20 Temmuz’da OHAL ilan ettiğini hatırlattı.

AİHM’in kararı kabul edilir değil

Binlerce emekçinin ihraç edildiğini belirten Tükel, Gülmen ve Özakça’nın açlık grevine başladığı günden bugüne tüm aşamaları anlattı. Tükel, “AİHM yargıcı, muayeneye katılan bağımsız hekimin görüşünü ve hastane raporlarının sağlık durumuyla ilgili kısmını dikkate almadan cezaevinde kalmanın açlık grevi yapanlarının yaşamlarına onarılamaz bir zarar vermeye yönelik acil ve gerçek bir risk oluşturmadığı yönünde tıbbi açıdan sakıncalı bir karar vermiştir” diyerek, “AİHM yargıcının hukuk usullerine uymayan ve ciddi tıbbi sonuçlar doğurabilecek bu kararını kabul edilemez buluyoruz” dedi.

Açlık grevi bir hastalık değil

Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, tüm hekim ve sağlık çalışanlarına hatırlatmada bulunan Tükel, “Açlık grevi bir hastalık değildir. Ancak kişinin açlık grevini bırakması halinde uzamış açlığın oluşturduğu tıbbi sonuçlar tedavi edilebilir. Dünya Tabipler Birliği’nin Tokyo ve Malta bildirgeleri bu konuda yol göstericidir” diye konuştu.

Havalandırmaları dahi yok

Gülmen ve Özakça’nın kendilerine aktardıkları bilgileri de paylaşan Tükel, “Bahçeye açılmayan, yukarıda demir parmaklıklı pencereleri olan bir odaya refakatçileri olmadan yerleştirilmişlerdir. Yanlarına refakatçileri alınmalı ve bahçeye açılan havalandırmalı odalara alınmalıdır” dedi.

Bakanlıktan cevap yok

Gülmen ve Özakça’nın acil bir şekilde tahliye edilmesi gerektiğini belirten Tükel, “OHAL kaldırılmalı, KHK’ler iptal edilmeli, haksız hukuksuz ihraç edilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ve kamu çalışanları görevlerine iade edilmelidir” dedi. Tükel’den sonra söz alan KESK eşbaşkanı Mehmet Bozgeyik de, Gülmen ve Özakça’nın durumuna ilişkin Adalet Bakanlığı’na randevu talep ettiklerini, ancak şu ana kadar herhangi bir cevap kendilerine verilmediğini söyledi.

Direniş 277. günde: Sokaklar bizimdir

Öte yandan, Yüksel Caddesi’nde işlerine geri dönmek ve açlık grevine destek vermeyen isteyen emekçilerin direnişi 277’inci gününde. Dün yapılan öğlen açıklamasına polisler saldırdı. Hemen her gün saldırıya uğrayan emekçiler ise “Katil polis defol, bu sokak bizimdir” sloganları attı. Önceki akşam açıklamasına da polis saldırırken ev hapsinde olan Nazan Bozkurt ve Acun Karadağ da ev hapisini tanımayarak eylem katıldı. İki emekçi ile birlikte iki kişi de gözaltına alındı. Akşam saatlerinde 4 kişi serbest bırakıldı.

Öte yandan Beşiktaş ile Konyaspor arasında oynanan Süper Kupa finalinde “Nuriye Semih yaşasın” yazılı pankartı açtıkları iddiasıyla Beşiktaş’ın Beleştepe taraftar grubundan 17 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi. Samsun Başsavcılığı yaptığı açıklamada, “Tribünlerde yasa dışı DHKP-C silahlı terör örgütü ve bu örgüt militanlarının pankartını açtıkları tespit edilen 17 kişi hakkında yakalama kararı çıkartılmıştır” dedi.

Bir sömürgecilik döngüsü

Rojhilat ile Başur Kürdistan sınırında sırtında yük taşıyan kişilere kolber, at veya katırlarla yük taşıyan kişilere ulaktar, sınır hattına kadar araçla yük taşıyan kişilere ise kesibkar isimleri veriliyor. Kolberlerin taşıdığı ve daha çok İran sosyetesine hitap eden alkollü içecekler, makyaj malzemeleri, kumaş ve sigara gibi ürünlerin mal sahibinin ise İran’da devlet kademelerinde yüksek mevkilerde olanlar olduğu biliniyor. Açlığa mahkum edilen Rojhilat halkı da bu kişilere ait ürünleri sınırdan geçirerek, yaşamını idame ettirmeye çalışırken, yine bu kişilerin desteklediği iktidarların kurşunlarının hedefi oluyor.

 

İSTANBUL/dihaber